Çarşamba, Nisan 24

Aylar: Aralık 2012

Abdülkadir Coşkun ve Rehberlerin Hayatı

Son Haberler
Abdülkadir Coşkun ve Rehberlerin Hayatı ‘Evlendiğimizden beri fatura yatırmadı' Abdülkadir Coşkun, el-Ezher Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. 1997’den beri turist rehberliğiyle  meşgul. Serbest rehber olan Coşkun, genelde İspatur bünyesinde çalışıyor. Abdülkadir Bey’in rehberliğe uzanan hayatı bir hayli ilginç. “Mısır’da okurken hedefim hoca ya da müftü olmaktı.” diyen Coşkun, Türk Konsolosluğu’nun kendileriyle irtibata geçmesi ile rehberliğe adım atmış. Şöyle anlatıyor o günleri: “Ezher’de okurken 3. sınıfta konsoloslukla bağlantı kurduk. Türkiye’den gelen işadamlarını gezdirdik. Meslek olarak değil ek iş olarak düşünüyordum. 28 Şubat’ta denklik problem olunca rehberliğe döndük. Ek iş, asıl işim oldu.” Coşkun, Arapça kokartlı bir rehber. Gruplara, Mısır, Suudi Arabistan, Katar  ve

Mekke’nin Fethinin Yıldönümü Mübarek Olsun

Son Haberler
Mekke'nin Fethinin Yıldönümü Tüm İslam Alemi için mübarek olsun.   Hicri 628 yılında Medineli Müslümanlarla Mekkeli Müşrikler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Müşriklerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı.   Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Mekke'ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması'nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler.   1 Ocak 630 sabahı İslam Ordusu savaş pozisyonu aldı. Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) orduyu 4 kola ayırdı ve orduya şu emri verdi:  

Mehmet Akif Ersoy’u Vefatının 76.Yılında Rahmetle Anıyoruz

Son Haberler
İbretli.Net Ailesi Olarak Mehmet Akif Ersoy’u Vefatının 76.Yılında Rahmetle Anıyoruz Mehmet Âkif Ersoy’un Hayatı ve Eserleri Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un (Fatih) Sarıgüzel semtinde doğdu. Babası, Mehmet Tahir Efendi, oğluna ebced hesabıyla doğum tarihini belirten “Ragif” adını verdi (hicri 1290) ve vefatına kadar onu bu adla çağırdı. Ancak bu isim, yaygın olmadığı ve güç söylendiği için annesi ve yakın çevresi, daha bilinen bir ad olan  “Âkif”i kullandılar. Mehmet Âkif, dört yaşlarındayken, Fatih’te Emir Buhârî Mahalle Mektebi’nde başladığı ilköğrenimini Fatih’teki iptidâî Mektepte (ilkokul) tamamladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde devam etti (1882-1887). Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Âkif, rüştiyedeki (ortaokul) eğitimi sırasında, öze
Yok Olunmadan Var Olunmaz

Yok Olunmadan Var Olunmaz

Muzaffer Coşkun
Yok Olunmadan Var Olunmaz Aziz okuyucularım, Tohum toprağa atılır yok olur sonra dirilir, toprağı yararak ayağa kalkar, dünyaya hayat verir. Ölüm insanın kıyametinin kopmasıdır, buna Kıyameti Suğra denir yani küçük kıyamet. Dünyanın ölümü ise büyük kıyamettir. Ölüm, insanın belli ve ölçülü hayatının sona ermesiyle yeni ve sonsuz hayatın başlamasıdır. Ölüm yok olmak değildir. Bir alemden diğer bir aleme göç etmektir. Buna şöyle de diyebiliriz, dünya sıkıntılarından âhirete, huzura, rahata, cennete hicrettir. Ölümü hatırdan çıkarmamak ve sık sık hatırlamak insanı iyi işler yapmaya, fena işlerden kaçınmaya sevk eder. Konumuzla ilgili ayet ve hadis meallerinden, İslam büyüklerinin sözlerinden ibretler alarak ebedi hayatımıza hazırlanmalıyız. Ayetler: * Deki, siz

Yerli Otomobile Gerek Yok mu?

Sait Çamlıca
  Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç ‘Yerli otomobile gerek yok!’ demiş. Medyada yer alan açıklamalarını okuyunca ‘Güler misin ağlar mısın?’ dedim kendi kendime. Milletin gözünü n içine baka baka yanlış yönlendirme yapıyor. Bunu da kasıtlı ve bilinçli yaptığını herkes biliyor. Maliyet hesabı yapmaktan bahsediyor Koç ailesi. Şayet mesele, sadece maliyet hesabı ile olsaydı, ‘Çin Malı’ araçlara rağbet etmemiz gerekiyordu. En ucuz maliyet onların.  ‘Çinlilerin arabaları daha ucuza geliyor. Biz araba üretmeyelim’ diyen bir ülke var mı dünyada? Bu cümleyi kuran bir tane Alman işadamı duydunuz mu? Bu cümleyi kuracak işadamını, ihanet ile suçlar Almanlar. Devrim arabaları! Devrim arabalarının başına gelenleri, okumanızı tavsiye ederim. Devrim arabası ile ilgili film bile yaptılar. Anc

Hayat, içinden çıkılamaz bir oyundur

Hüseyin Akın
  “Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. (Hadid-20) İnsanoğlu, işittiğine ve tecrübe ettiğine hemen inanır da, gördüğüne inanması bir hayli zaman alır. Dış gerçeklik insanın karşısına türlü şekillerde kılık değiştirerek çıkar. Görüntü ne kadar net olursa olsun, yine de gözlerimize bir türlü inanamayız. Acaba bu gözümüze güvensizlik mi, yoksa gördüğümüze itimatsızlık mı diye düşünüp kalırız. Aslında ne tek başına gözümüzün payı vardır bu şaşkınlıkta, ne de hiç beklemeksizin önümüze çıkan görüntünün. Bütün mesele, gözümüzün görüntüye artık onu gerçek anlamda göremeyecek biçimde alışıp duyarsızlaşmasıyla

Türkiye Dindarlaşıyor mu ?

Sevda Türküsev
Türkiye Zaten Dindar Bir Ülke… Son zamanlarda habire araştırmalar istatistikler yapılıyor… Konu ise şu; Türkiye dindarlaşıyor mu? Ne komik bir soru ve araştırma… Türkiye’nin dindarlaşması gibi bir soruyu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Müslüman olarak kabul etmiyorum. Neden derseniz? Çünkü Türkiye zaten dindar bir ülkedir… Böyle bir araştırma Türkiye için şu algıların oluşmasına sebep olur; Sanki Türkiye’deki dindarlık oranı azdır ve dindarlaşma çoğalıyor… Hayır efendim, bizim ülkemizin vatandaşları her zaman dindar ve muhafazakardır. Az olan bir şeyin fazlalaştığı algısı insanlara verilmesin. Sadece son on beş yılda yozlaşan inançlarından ve değerlerinden uzaklaştırılan insanların özüne dönme durumları oluyor diyebiliriz… Biz her zaman uyarıyoruz! İnsanlarımızın üzerinde oynanan oyun; M

İmam Hatip Yıllarım

Serdar Çil
  İstanbul’un müstesna semtlerinden Gayrettepe’de oturuyorduk. Şu günlerde bir dizi ismine de konu olan seksenlerin ortasındaydık. İlkokulu bitirmiştim. Annem, çok uzaklarda yaşayan teyzemden etkilenmiş: “Onun çocukları imam hatipe gidiyorlar, çok da memnunlar, seni de imam hatipe gönderelim mi? ” diye sormuştu bana. Bizim oralar, elit muhit… Zengin aileler, ermeni vatandaşlar, musevi vatandaşlar, asansörlü çok katlı binalar var. Daha neler neler… “Olur, gideyim.” dedim. Nereye gideceğimi tam bilmiyorum. Yaşım daha 11 ve ya 12…Okulun nerede olduğundan bile haberim yok. Elit semtimizde, mahçup ve küçük dünyamı renklendiren çeşitli sözler duymaya başlamıştım. Haliyle, konu ben olduğum için ilgilenmesem, dinlemesem ayıp olurdu. Babam yaşlarında bir amca, beni gördüğünde: “Ölü yıkayıcısı mı ol