İbrahim Ethem velilik yolunda henüz ham bir kişi iken yolun büyüklerinden Şakik-i Belhi ile karşılaşır. Şakik , Ethem’in mertebesini şükür konusunda sorduğu bir soruyla anlamak ister ve bakın ne sorar:
_ Ya Ethem şükür konusunda ne yapıyorsun?
İbrahim Ethem belki de benim ve bu yazıyı okuyan sizlerin “ Evet, erenlerin ve inananların ruhuna uygun bir söz ” diye niteleyeceği şu cevabı verir:
_ (Nimeti) Bulunca şükrediyorum, bulamayınca sabrediyorum.
Ancak Şakik bizim kadar ucuzcu davranmaz ve o an Ethem’i, bugün de belki de Ethem gibi düşünen bizleri sarsan şu cevabı verir:
_ Onu bizim Horasan’ın köpekleri de yapıyor.
İbrahim Ethem şaşkınlık içinde ve biraz da merakla sorar:
_ Peki, siz ne yapıyorsunuz?
Şakik’in cevabı neden gerçeğin tek bir tanımının olmadığının ve aslında gerçeği çoğu zaman oluşturanın izlenimlerimiz olduğunun bir açıklaması mahiyetindedir:
_ Biz, bulunca dağıtıyoruz; bulamayınca şükrediyoruz.
