24 Eylül 2017, Pazar

Gıybet

 

GIYBET

Gıybet, din kardeşinin işitince üzüleceği bir kusûrunu arkasından söylemekdir. Yani belli bir mü’minin ayıbını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Meselâ, bedeninde, nesebinde, ahlâkında, işinde, sözünde, dîninde, dünyâsında, hattâ elbisesinde, evinde bulunan bir kusûr arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Kapalı söylemek, işâret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, hep söylemek gibi gıybettir. Bir müslümanın günâhı ve kusûru söylendikçe, elhamdülillah biz böyle değiliz demeleri, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, elhamdülillah, Allah bizi hayâsız yapmadı gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. Falanca kimse çok iyidir, ibâdette şu kusûru olmasa, dahâ iyi olurdu demek gıybet olur.

Bid’atları, mezhepsizliği yayarak ve âşikâre günâh işlemeğe devam ederek, müslümanların doğru yoldan ayrılmalarına sebep olanı, bunun zararından korunmaları için müslümanlara tanıtmak gıybet olmaz ise de bunu fitneye sebep olmayacak şekilde bildirmelidir.

Gıybet kanser gibidir. Girdiği vücut iflâh etmez. Bugün insanların çoğunun gıybet kanserine yakalandıkları müşâhede edilmektedir. Bu gıybet âfetinin salgın haline geldiği herkesçe mâ’lûmdur.

Allahü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîmin Hucûrât sûresi, 12. âyet-i kerîmesinde, sû-i zandan kaçınmayı emr etmekte, birbirini çekiştirmeyi men etmekte, gıybeti ölü kardeşinin etini yemeğe benzetmekdedir.

Bazı hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:

“Gıybetten uzak olunuz, çünkü gıybet zînâdan fenâdır. Zînânın tövbesi kabul edilir ama, gıybet edilen helâl etmeyince tövbesi kabul edilmez.”

“Mi’rac gecesi Cehennemi bana gösterdiler, etleri parça parça edilip, ağızlarına konduğu birtakım insanlar gördüm. Kendilerine bu kokmuş etleri yiyin diyorlardı. Bunların kimler olduğunu sual ettim. Cehennem meleklerinin reîsi Mâlik, bunlar gıybet edenlerdir, gıybet edenler şeytânın dostlarıdır, dedi.”

“Cehennemden en son çıkarılan kimse, gıybetten tövbe edendir. Yani tövbe ederken helâlleşmeyendir. Cehenneme girenlerin ilki ise gıybetten tövbe etmeden ölen kimsedir.”

“Bir gıybet edeni, Allahü Teâlâ, on şey ile cezalandırır:

1- Rahmetinden uzak eder.  2- Meleklerden uzak eder. 3- Taatini, iyiliklerini yok eder. 4- Resûlullahın ruhunu ondan çevirir. 5- Allahü teâlâ ona gadab eder. 6- Ruhunu teslim ederken onu baş aşağı eder. 7- Kabir azabını şiddetli eder. 8- Ölüm zamanında amellerini sevâpsız bırakır. 9- Cehenneme yakın eder. 10- Cennetten uzak eder.”

“Bir kimseyi tiksindirecek bir sözü dinlemek, doğru olsa da o kimseyi gıybet olur.”

“Gıybet, insanın sevâbını, iyi amellerini, ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar.”

 

“Kıyamet günü, bir kimsenin sevâp defteri açılır. Ya Rabbi! Dünyâda iken, şu ibâdetleri yapmıştım. Sahifede bunlar yazılı değil, der. Onlar, defterinden silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı, denir.”

“Kıyamet günü bir kimsenin hasenât defteri açılır. Yapmamış olduğu ibâdetleri orada görür. Bunlar seni gıybet edenlerin sevâplarıdır, denir.”

Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma vahy eyledi ki, “Gıybet edip tövbe eden kimse Cennete en son gidecektir. Gıybet edip, tövbe etmeyen kimse Cehenneme en önce girecektir.”

Gıybet, hem Allah huzurunda ve hem de insanların hakkı olması bakımından çok büyük mes’ûliyeti mûcib bir hata ve büyük bir günâhdır. Gıybet edenlerin dili, kıyamet günü fecî bir manzara arz ederek bütün mahlûkat arasında mahcûb ve rezîl olacaktır.

Gıybet söylemek veya dinlemek çalgıdan ve oyundan daha büyük günahtır. İbâdetlerin sevâbını yok eder. Zahmet çekerek, sıkıntılara katlanarak ibâdet yapıp da, bunun sevâbını yok etmek, akılsızlık, cahillik ve ahmaklık değil midir? İbâdetler Allahü Teâlâya arz olunurken bunları gıybet ve faidesiz sözlerle sahibimizin karşısına çıkarmak kadar edepsizlik olur mu?

Halid bin Rebi’ hazretleri anlatır:

“Dostlarım bir müslümanı gıybet ettiler, ben mâni olmadım. O gece rüyada siyah bir kimsenin, pis kokulu domuz etini bir tabağa koyup getirdiğini ve önüme koyup yüksek sesle, “Hadi ye!” dediğini gördüm. “Ben müslümanım, müslüman domuz eti yemez,” dedim. “Ama müslümanın etini yersin, o bundan bin kat harâmdır” diyerek o etten bir parça kesip ağzıma koydu.  Uyandım, o et ağzımda idi ve pis pis kokuyordu. Kırk gün onun pis kokusunu ağzımda duydum.”

İbni Sîrîn hazretleri, “Seni gıybet ettim, hakkını helâl et” diyen birisine şöyle cevap verdi:

“Allahü Teâlânın harâm ettiğini ben nasıl helâl ederim.”

Bu sözle, önce Allahü Teâlâya tövbe et ki, benim helâl etmemin faydası olsun demek istedi.

İbrâhim Edhem hazretleri, bir yemeğe davet edilmişti. Sofrada, çağırılanlardan birinin bulunmadığı söylenince, o ağır kimsedir, denildi. İbrâhim bin Ethem, gıybet edildi, buyurdu ve çıkıp gitti.

Hasen-i Basrî hazretlerine, birisinin kendisini gıybet ettiğini haber verdiler. Ona bir tabak helva gönderip, (Sevâplarını bana hediye ettiğini işittim. Karşılık olarak bu tatlıyı gönderiyorum) dedi. İmâm-ı A’zâm Ebû Hanîfe hazretlerine de, birisinin kendini gıybet ettiğini söylediler. Ona bir kese altın gönderip, (bize verdiği sevâpları arttırırsa biz de karşılığını arttırırız) dedi.

Yapılan kötüleme yalan ise, iftirâ ise, zararı söyleyene olur. (Onun sevâpları bana verilir. Benim günâhlarım ona yüklenir) demelidir. İftirâ etmek, gıybet etmekten dahâ fenâdır.

 

Yanında gıybet yapıldığını işiten kimse, buna hemen mânî olmalıdır. Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:

“Din kardeşine, onun haberi olmadan yardım eden kimseye, Allahü Teâlâ dünyâda ve âhiret de yardım eder.”

“Yanında, din kardeşi gıybet edilince, gücü yettiği halde ona yardım etmeyen kimsenin günâhı, dünyâda ve âhirette kendine yetişir.”

“Bir kimse, dünyâda din kardeşinin hakkını korursa, Allahü Teâlâ, bir melek göndererek, onu, Cehennem azâbından korur.”

Gıybet yapılırken, orada bulunan kimse, korkmazsa, söz ile, korkunca, kalbi ile red etmezse, gıybet günâhına ortak olur. Sözünü kesmesi veyâhut kalkıp gitmesi mümkün ise, bunları yapmalıdır. Eliyle, başıyla, gözüyle men etmesi kâfî gelmez. Açıkça, sus, demesi lâzımdır.

Hocam (Gıybet edene sus diyene yüz şehit sevâbı verilir.) buyurdu.

İnsanı gıybet etmeğe sürükleyen sebepler çoktur. Bazıları şunlardır:

Ona karşı düşmanlık, yanında olanların fikirlerine uymak düşüncesi, sevilmeyen bir kimseyi kötülemek, kendisinin o günâh da bulunmadığını bildirmek, kendinin ondan üstün olduğunu bildirmek, haset etmek, yanında bulunanları güldürmek, şakalaşmak, onunla alay etmek, ummadığı kimsenin harâm işlemesine hayretini bildirmek, buna üzüldüğünü, ona acıdığını bildirmek, harâm işlediği için onu sevmediğini bildirmek.

Gıybet, insanın sevâplarının azalmasına, başkasının günâhlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları, her zaman düşünmek, insanın gıybet etmesine mânî olur.

Gıybet ederken başkasından söz taşınırsa ayrı bir günâha daha girer. Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:

“Söz taşıyan (nemmam) Cennete giremez.”

“Sizin en fenânız söz taşıyanlar, aranızı bozanlar ve insanları birbirine düşürenlerdir.”

Buna fitne çıkarmak denir. Büyük günâhtır.

Gıybet insanların aralarının açılmasına, dargınlıklara sebep olur. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:

(İki kimse birbirlerine dargın olarak ölürlerse, Cehennem yüzü görmeden Cennete giremezler. Cennete girerlerse bile birbirleriyle karşılaşamazlar.)

Gıybet etmenin keffâreti, üzülmek, tövbe etmek ve onunla helâlleşmektir. Affetmezse, onu övmeli, sevdiğini bildirmeli, yalvarmalı, gönlünü almalıdır. Helâl etmezse hak yine onundur. Pişman olmadan helâlleşmek, riyâ olur, ayrı bir günâh olur. Ölüyü ve zîmmî olan kafiri gıybet de harâmdır.

TarihOkunma
Toplam1742
Pz. 242
Cts. 231
Cu. 221
Çrş. 201

 

Yorum ekle