Çarşamba, Mayıs 22

Şiir, Ölüme Hazırlıktır

Şiir, Ölüme Hazırlıktır

 

Şiirle hiç ilgisi olmayan bol politik malumat sahibi ortamlarda söz kazaen de olsa edebiyat ve şiirden açıldığında, eleştiriden ilk nasibini alan her zaman şairler olur.

 

Çoğunluğu yüksek mektepli ve kendini her konunun entelektüeli gören bu kişilere göre şairler anlaşılmaz, karmaşık ve asap bozucudurlar. Gerçi onlar şairlerin asap bozucu olduğunu öyle direk söylemeseler de yüzlerindeki öfkeden, kullandıkları kelimelerin tonlamalarından bu ifadeyi okumak hiç zor değildir.

 

Şair yazdıkları ve konuştukları itibariyle bu karnı tok sırtı pek mahalle entelektüellerini vasatın üzerine çıkmaya itekleyip zorladığından sevimsiz ve sinir bozucudur.

 

Düşünceleri kolay lokmalar gibi sindirmeye alışkın bu kişiler şairin dünyayı derinden anlamaya yönelik teklifini kendileri için bir tehdit olarak algılarlar.

 

Şairin kelimeleri dünyalarında kolay karşılık bulmadığından “anlayamayan” konumuna düşmeyi gurur meselesi yapıp şairlere “anlatamayan”, “anlaşılmayan”, “anlamsız” gibi itham oklarını fırlatıverirler. Bol paralı, yüksek kariyerli, dağarcığı kıt, kütüphanesi kalabalık bu gruplar sahip oldukları maddi imkânlar sebebiyle her yerde iltifat ve itibar gördüklerinden şairlerden de aynı şeyleri beklemektedirler. Ne şiir ne de şair onlara bu imtiyazı vermez.

 

Şiir ve edebiyat dinden diyanetten, ekonomiden, siyasetten anlayan bu beylerin anlayıp söz söyleyemedikleri tek alan olduğu için gereksiz ya da şimdi sırası olmayan bir şeydir. Bu kadar önemli mesele varken edebiyat ya da felsefe yapmanın bir anlamı yoktur.

 

Dünyayı cebinden kavrayan bir muhafazakâr her zaman dünyayı derinden kavramaya çalışan şaire karşıdır.

İlgisizliği, kaygısızlığı ve duyarsızlığı ‘teslimiyet’ zanneder.

 

Dünyadan ahrete doğru yürüyen menkul bir varlık olduğunu unutup memleketin dört bir yanına gayrimenkuller diker.

 

Bir kerecik bile sahip olduğu bunca mala mülke ömrünün kifayet edip etmeyeceğini düşünmez. “Dünya müminin zindanıdır” hadisini hiç düşünmeksizin mevzu addedip, “hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya, yarın ölecekmiş gibi öbür dünyaya” hadisinin “bu dünyaya” kısmını tercih eder.

 

Bu anlayışa sahip bir insan için kendi doğrultusu dışında bütün istikamet ve yaklaşımlar hep anlaşılmaz ve karmaşıktır.

Bunun için, anlam dünyasında şaire ve şiire yer olmaması gayet tabiidir.

 

Bir çilingir edasıyla hakikat kapısını kurcalayan şairin yolu gerçekte nebilerin gösterdiği yoldur.

Gerçek şiir insan ruhunu Allah’ın ayetlerini (Kuran ve tabiat) okuyup anlamaya yakın ve yatkın bir kıvama getirir.

 

Son tahlilde, şiir yazmak, bir çeşit ölüme hazırlıktır.

 

Kiramen Katibin’e eşlik edercesine insanın kendi kaydını kendisinin düşmesi gibi.  Eğer ortada bir anlamama sorunu varsa kanaatimce en anlamlı ‘anlamama sorunu’ bir şairin şiir yazmayan ve okumayanları anlayamamasıdır.

 

Böyle bir dünyada insan nasıl şiir yazmaz ve nasıl şiire sırt çevirebilir?

 

Şiirle irtibatını koparmış, şairi hor gören bu müstağni kesim acaba sırtını nereye yaslamıştır ve bu gücü nerden almaktadır?

Bu soruların cevaplarını yine en güzel bir şairin kuşkuyla karışık hayretinde bulabilirsiniz: “Elindeki, adına “ömür” denen sürenin bir gün biteceği olasılığı karşısında korkuyla kekelemeyen, vereceği cevabı şaşırmayan, yüzünü ateş basmayan insanın; hayatını anlamlı bir bütün uğruna harcamıyor olma olasılığı karşısında titremeyen, üşümeyen, tereddüt geçirmeyen insanın; üzerine titrediği şeylere zarar vermiş olma olasılığı karşısında ağlamayan, cinnet geçirmeyen, öfkelenmeyen insanın yaşadığından, yaşamdan ne anladığından kuşku duymak yerindedir.”  (Enis Akın/ Kekeme Türk Şiiri/ Ebabil Yay.)

 

25 Okunma

Bir cevap yazın