Sabır

18 Temmuz 2009 0 Yazar: Ayetullah Coşkun
13 Okunma

Sabır

“İnsanlar hüsranda. Ancak şunlar müstesna: İman edip makbul ve güzel işler yapanlar, bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler.” (Asr, 103/ 2, 3)

Dünya bir tecrübe ve imtihan yeri. İmtihan sırrı gereği, Allah günahkâr ve inkârcılara da, isyanlarına rağmen hayat ve rızık vermekte, doğruyu bulsunlar diye sabır ve rahmetiyle muamele buyurmakta, zulümleri imhâl etse de, ihmâl etmemektedir.

Sabur da ilâhî isimlerden biridir. Cenab-ı Hakk’ın isimleri âlemde farklı nispetlerde fakat dâima birlikte bir bütün olarak tecelli eder. Bu yüzden, hâdiselerin hikmetleri tek bir ismin penceresinden bakıldığında tam mânâsıyla anlaşılmayabilir.

Rahmetin bir rengi olan ve Kutlu Nebi’nin (sallallahü aleyhi ve sellem) beyanlarında da tüllenen sabır, Cennet hazinelerinden biridir. Kur’ân-ı Kerîm’de inananların önemli bir vasfı olarak övülmekte, sabredenler ve sâdıklar birlikte zikredilmektedir. Hüsrana uğramamanın da çarelerindendir sabır.
Belâların en şiddetlileri Nebiler’e (as) gelmiş, sabrın doruk noktasını da onlar yakalamıştır. Sabır, Hz. Nuh’ta (aleyhisselâm), yüzlerce sene bıkmadan tebliğ etmek, Hz. Eyyûb’da (aleyhisselâm), dayanılmaz hastalıklara göğüs germek, Hz. Zekeriya’da (aleyhisselâm), doğranmaya varıncaya kadar her türlü saldırıya dayanmak, Hz. İsa’da (aleyhisselâm) hakikatleri ikiyüzlülere karşı çarmıhın gölgesinde bile anlatmaktı. Hz. Yusuf’ta (aleyhisselâm) zindana, Hz. Yunus’ta (aleyhisselâm) iç içe karanlıklara dayanmaktı dua ve ümitle. Hâtemü’l-Enbiya’da (sallallahü aleyhi ve sellem) ise, Taif’te taşlanmak, Uhud’da dişi kırılmak, ama yine de, bu zulmü yapanlar için dua etmekti.

Firavunun sihirbazları iman ettiklerinde, kol ve bacaklarının kesileceği tehdidine karşı Allah’tan üzerlerine sabır yağdırmasını istemişlerdi. Yollar gidip çıkmazlara da varsa, azmini ve ümidini Asâ-yı Musa (as) yapıp yol açmaktı Kızıldeniz’de sabır.

Son asrın büyük çilekeşini, iman hakikatlerini neşrediyor diye sürgünlere göndermişlerdi. Onda sabır, diyar diyar sürgünlerde hakkı haykırmaktı hiç gevşemeden. Hapishanelerde baharı müjdelemekti.

Evet; sabır, doğruluğu muhafaza etmektir dünya nimetleriyle kuşatıldığında. Zarar hâlinde bile kul hakkı karşısında tir tir titremektir hesap yaparken. Adl-i İlâhî’ye güvenip sâbitkadem olmaktır.

Bazen de sabır, fıtrat kanunlarına uyup beklemektir, tohumun fidan, fidanın ağaç olmasını, ağaç olup meyveye durmasını. Bir damla suyun bir insana dönüşmesini, onun kâmil insan olup Hakk’a hizmet edecek kıvama gelmesini beklemektir.

Sabır, Hakk’ın kendisini çok zikredene hediyesi, her başarı ve saadetin sermayesi, Mevlâ rızasının mühim bir vesilesidir. Velhâsıl, sabır, kulluğun payesi, kısa ömrün bereketli hissesidir.

 

Kaynak: Sızıntı / Dr. Alâeddin Hekim