Hükema Sözlerinde Rastlanan Muvaffakiyetin Sırları-1

6 Şubat 2009 0 Yazar: Ayetullah Coşkun
13 Okunma

v     “Büyüklük odur ki, hiç kimseye menfaat için iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakikî mefkûre ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen, bunda mukavemetsiz olacaksın, önüne nâmütenâhî manialar yığacaklardır; Kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telakki edere,kimseden yardım gelemeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın. Ondan sonra sana büyük derlerse, bunu diyenlere  gülüp geçeceksin.”

v     Bir yıl sonrayı düşünüyorsan, tohum ek,

On yıl sonrayı tasarladığında ağaç dik.

Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, halkı eğit o zaman.

Bir kez tohum ekersen, bir kez ürün alırsın,

Bir kez ağaç dikersen, on kez ürün alırsın,

Eğitirsen milleti, yüz kez olur bu ürün.

Birisine bir balık verirsen, doyar “bir defalık,”

Balık tutmasını öğretki, doysun ömür boyunca.[1]

v     İşleri sakın şansa bırakmayınız. Bir atlarsanız, bir daha atlarsınız ama gerisi gelmeyebilir ve siz o zaman bedbin ve kırgın olursunuz. Mutlaka planlı olun ve işleri önemine göre sıraya koyun, mutlaka zamanında yapın. Hatta zamanından önce bitirin.  Bir de iyi olmasını istediğiniz işi başkasına havale etmeyip kendiniz yapın. Unutmayın; isteksiz yapılan her iş önce zordur, sonra da umduğunuz kadar mükemmel değildir.

v     Neşeli insan vazifesini iyi yapar, kolay kolay yorulmaz. Güç işleri başaracak güç ve kuvveti kendinde bulur. Neşeli insanların kendine güvenleri bundan gelir. İmanın neşesini tadan hayattan zevk alır. Hayatı yaşamaya (Âhireti kazanmaya vesile olduğu için) değer verir. Neşesiz insana hayat bir elemdir ve yenilmesi zor müşküllerle doludur. Evde, ailedeki geçimsizlik insanı neşesiz yapar.

v     Neşeli bir kalp çok yaşar, neşeli bir kalp en güzel devadır, bazı doktorlar hastalarına neşeyi _ _ _ilk ilaç olarak kullanırlar. Soğan ekmek yiyen neşeli insanların pirzola ile beslenen neşesizlerden çok daha sağlam ve daha gürbüz olduğunu her yerde ve her zaman görebiliyoruz. Çünkü her tebessüm ömre eklenen bir ömür parçasıdır, neşe ise en iyi  vitamindir

v     İnsana yalnızlığı ve can sıkıntısını unutturan en güzel yollardan biri de, başkaları ile meşgul olmaktır. Hayatta pek çok kimseler “mesut olmak için mesut etmeli” düsturunu tatbik etmek suretiyle saâdetin yolunu bulmuşlardır. Öyle ise, mutlu olmanın yolu başkalarını sevindirmekten geçer. Bu şekilde yaşayan insanı tatlı bir huzur kaplar.

v     İnsan değer kazanmak için cömert olmalı çünkü cömerdin yüzü nûrlu olur, perhizli hastalığa yakalanmaz, evinde ve dükkanında hırsızlık olmaz, kendisine rûhi sıkıntı gelmez, düşmandan zarar görmez, kötülüğe maruz kalmaz. Evinde daima neşe ve saâdet olur. Kendisi de her şeyin hayırlısını bulur, dünyada ve âh _irette memnûn ve mesrûr olur.         

v     Asıl huzur ve lezzet, insanın kafa yapısındadır. Kafa yapısında doğru değerlendirme var mıdır? Şu sıhhatini, şu elinin, ayağının, gözünün sıhhatte oluşunu düşünebiliyor musun? İmânî ve islâmî vazifelerini yerine getirme azim ve gayreti içinde oluşunun değerini takdir edebiliyor musun? İşte o zaman mesut olursun.

v     Dinimiz İslam da, insan eğitiminde baskı, cebir, zorlama olmadığına ve bu yolla bir netice elde edemediğimize göre, gerçek muvaffakiyet; insanlara bir fikri ve davranışı, vicdanen benimsetmek ve gönülden sevindirmekle elde edilir. Zora dayalı kabuller ise, muvaffakiyet gibi görünse de geçicidir, netice alınamaz.

v     Vaktiyle hasis adamlardan biri, komşusunun verdiği ziyafette ikram edilen et ve yumurtadan fazla kaçırarak rahatsız olunca, doktora başvurmak zorunda kalmış. Doktor muayene ederek demiş ki, “hastalığında korkulacak bir şey yok, biraz fazla yemişsin o kadar. Yediklerinin bir kısmını kusarsan rahat edersin.”

v     İşlerimizde başarı elde etmenin en önemli noktalarından biri de, soğukkanlı davranıp sabırlı olmaktır. Hayatta en sabırlı olunması gereken işlerden biri de eğitimdir. Soğukkanlılığı bırakıp ceza vermek çok manâsızdır. Sinirli zamanımızda yanlış hareket edeceğimizi hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalıyız.

v     Elinde mevcut olan bütün imkanları kullandığın halde arzu ettiğin matlup hasıl olmuyorsa, inanmak şartıyla Kuran’ı Kerime devam et. Cenabı Hak, arzu ettiğinden daha iyisini verir. Kim ne derse desin, maddîyat ile manevîyat at başı beraber gidecek ki, hayatta her güçlük yenilerek gayelere ulaşılabilsin!

v     Ne yapıp yapıp, aldığımız işe layık olmamız şarttır. Bazı kimseler vardır ki, sahip oldukları makamın şanını, şerefini yüceltirler. Bazıları da vardır işgal ettikleri makamın heybetini gasp ederler. Öyle ise bir makamın şerefi, onu temsil edenin şeref ve liyakati nispetindedir.

v     Her gün uykuya dalmadan önce, bedenen ve rûhen sakinleşmek, tüm kötümser düşünceleri zihinden uzaklaştırmak şarttır. Ve hangi yaşta olursanız olun, günde en az sekiz saat uyku uyuyabilmek için zaman ayırın kendinize, aksi halde sağlığınız için tehlike çanları çalmaya başlar.

v     Hizmetlerimizi ifa ederken, iki güce ihtiyacımız vardır; biri maddî, diğeri manevî. Maddî olanı, temiz sade bir giyim, iyi bir kıyafet; manevî olanı ise, ab dest ve gusüldür. Bunları yapar işlerimizi Cenab-ı Hakka havale ederiz. O zaman gönlümüz rahat olur huzurlu yaşarız.

v     İnsanı hayatta başarıya götürecek yolların en önemlisi ciddiyettir. Okul, iş ya da ev hayatında olsun, bu böyledir. Ciddiyet derken bütün ömrünüzü asık suratla geçirin demek istemiyoruz. Anlatmak istediğimiz, laubaliliği neşe ile birbirine hiç karıştırmamaktır.

v     Ünlü bir bilge, insanlara özellikle gençlere şu öğüdü veriyor. “Yürek taşıyan bir yol seçin, muhakkak başaracaksınız.” Yürek taşıyan yolun anlamı açık; kalbinizde baş köşeye oturmuş, sevdiğiniz, hayatta amaç edindiğiniz bir uğraş olsun. Yani işinizi sevin.

v     Sıhhatini ihmal ederek ilim veya servet yapmaya çalışan kimse, evinin temellerini yıkılacak halde bırakarak içindeki döşemelerin en pahalılarını satın alan gafil adama benzer. O halde sen ilim tahsilinde ve servet kazanırken sıhhatini ön planda tut.

v     İnsan her şeyden evvel hür yaşamasını, vatanına, milli benliğine, inanç, örf, adet ve anânelerine düşman olan bütün akımlarla cihat etmek lüzumunu bilmelidir. Çünkü rûhi değerlerle donanmış olmayan fert ve cemiyetlere hayat ve ilerleme hakkı yoktur.

v     Bir işte muvaffak olmamız için, o iş için kendimizde mesuliyet duygusu olmalı. Hz. Ömer halifeliği zamanında, Dicle kenarında kaybolan bir koyundan kendisini mesul biliyordu. Onun için mesuliyet hissi İslam ahlâkının esaslarından kabul edilmiştir.

v     Hizmet esnasında başa gelecek sıkıntılara katlanmayı göze almayınca iş yapamayız. Biz tedbirimizi alırız; elimizde olmayan sebeplerle uğradığımız fena neticeleri birer kader tecellisi bilir ve dolayısıyla bunları hikmetli görür, müsterih oluruz.

v     Yüksek bir yere çıkmak isteyen kimsenin kullandığı basamakları birer birer çıkması gerektiği gibi, maksada ulaşmak isteyen kimsenin de bu uğurda karşılaşacağı zorluk ve sıkıntıları birer birer aşarak sabır ve metanetle hedefine yürümesi gerekir.

v     İşlerimiz hususunda kendi başımıza hareket etmekten kesinlikle sakınmalıyız. O iş hususunda tecrübeli kişilerle salih zatların öğütlerini almalıyız, istişare yapacak muhit bulamayınca, istihare yapmalıyız. Çünkü istişare ve istihare sünnettir.

v     Muvaffakiyetin bir sırrı da, baba, anne ve salih insanlardan ciddi gayret ve himmetle kendimiz için, hayır dua almaktır. Büyüklerimizden dua almak ve onların hüsnü-ü zanlarına (teveccühlerine) nail olmak hiç değişmez vasfımız olmalıdır.

v     Büyüklerin duasına her zaman muhtacız. Bazen büyüklerin duası, el ve dil ile yapılan mücadeleden daha tesirli olur. Elin yapamadığını, himmet ve dua yapabilir. “Allah adamlarının himmeti dağları yerinden söker,” atar. Dağları devirir.

v     Ey Müslüman, ilminle âmil ol,

Öğrendiğin İslâm’ı yaşa.

Şahsî hayatındaki ikilikleri, tezatları kaldır,

Kendini ruhen ve bedenen, kalben ve ahlâken düzene sok.

Her şeyin İslâm’ca olsun,