Çarşamba, Mayıs 22

Hüseyin Akın

Mahalle Nereye Gitti?

Hüseyin Akın
Evlerin soğuması ile sokakların ortadan kalkması aşağı yukarı aynı tarihlere tekabül eder. Evleri ısıtan şey muhabbet üzere bir araya gelmiş, birbirlerinin nefesiyle ısınan insanlardı. Ne zaman ki evler içinde barındırdıklarıyla beraber kapılardan dışarıya doğru akmaya başladı çok geçmeden sokaklar da ıssızlaşıp yalnızlaşıverdi. Aynı muhitte yaşayan insanların ayak izlerinin birbirine karıştığı ortak kullanım alanlarıydı sokaklar. Otomobillerin kentleri istila etmesiyle birlikte ayak izlerinin yerini tekerlek izleri aldı. Sokaklar birer birer ortadan kalkarak caddeye dönüştüler. Bir zamanların kenar mahalleleri şimdilerde dev alış merkezleri, gökdelen ve plazaların gölgesi altında eski günlerin hatırasına sığınmaya çalışıyor. Kenar mahallelerin ne kenarı kaldı ne de mahallesi. Sırasıyla ö

Hayat, içinden çıkılamaz bir oyundur

Hüseyin Akın
  “Bilin ki dünya hayatı bir oyun, eğlence, süs, kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışıdır. Tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. (Hadid-20) İnsanoğlu, işittiğine ve tecrübe ettiğine hemen inanır da, gördüğüne inanması bir hayli zaman alır. Dış gerçeklik insanın karşısına türlü şekillerde kılık değiştirerek çıkar. Görüntü ne kadar net olursa olsun, yine de gözlerimize bir türlü inanamayız. Acaba bu gözümüze güvensizlik mi, yoksa gördüğümüze itimatsızlık mı diye düşünüp kalırız. Aslında ne tek başına gözümüzün payı vardır bu şaşkınlıkta, ne de hiç beklemeksizin önümüze çıkan görüntünün. Bütün mesele, gözümüzün görüntüye artık onu gerçek anlamda göremeyecek biçimde alışıp duyarsızlaşmasıyla

İçimizdeki Kitabı Kim Susturdu?

Hüseyin Akın
Hep beraber konuşacağınıza teker teker susun ki herkes ne dediğinizi anlasın. Konuşmanın konudan firar ettiği zamanlarda yaşıyoruz. Düşüncelerimiz düşten yoksun. Ne çok gerçeklerin kollarına kendimizi bırakmaya meyilliyiz. Ah o gerçekler değil mi rüyalarımızı yarıda kesip hayallerimizi gözlerden düşüren. Öyle diyordu bir bilge: 'gözünüzü kapayın ki hakikati daha net göresiniz'. Şimdi tam da gözlerimizi kapayarak hakikati görebilme vakti. Kim gözünü kaparsa kendi odasında kendisiyle yüzleşir. Oysa 'aynada iskeletini görmeye kadar varan kaç kişi var şunun şurasında?' Aynaya bakmanın cesaret gerektirdiği günlerde yaşıyoruz. Yüzümüzü teşhis kalbimizi tashih edecek bir ayna gerekli bize. Bu gerçeği bir göz açıp kapama mesafesinde öğrendik. Evet, sussak her şey vuzuha kavuşup yerine oturacak.

Size Dokunmayan Edepsiz Bin Yıl Yaşasın mı?

Hüseyin Akın
Size dokunmayan edepsiz bin yıl yaşasın mı? Dua ederken ağzından değil ama yüreğinden ne çıktığını çok iyi bilmeli inanmış adam. Dua Türkçe ya da Arapça değil Yürekçe edilmeli.İnsanın en anlamlı çağrısı duadır. Çaresiz kaldığı ya da içinden çıkılmaz durumlar yaşadığı zaman insan zayıflığını dolayısıyla yaratıcısını hatırlar. Bunun için inanan bir insan olduğunu tescil etmek şart değildir. İnanmayan insanlar da en az bir dinin müminleri kadar dua ederler. Düşen bir uçakta, batan bir gemide ateist yoktur.Modern zihin bir şeyin hemen neticelenmesine ayarlıdır. İster ki dilediği şey ayak izlerini belli ederek hemen gerçekleşsin. Bu yüzden modern insan için dua sabrı diye bir şeyden bahsetmek mümkün değildir. Sabrında bile aynı acelecilik hakimdir: ‘Allah’ım bana sabır ver; ama çabuk olsun!” Ço

Birileri Arapça`dan Niye Korkuyor?

Hüseyin Akın
İlkokula giderken din ve ahlak dersimize giren ateist müdürümüz hep söze dille başlar sonra dinle bitirirdi. Dilden maksat kargacık burgacık dediği Arapça idi. O sıralar mahalle camisinde elif cüzü okuyordum. Ne zaman eğri büğrü harfler diye Arapçadan söz açsa kendimi suçüstü yakalanmış gibi hissederdim. Latin harflerini yere göğe sığdıramayan öğretmenin Arap harfleriyle bu denli ne alıp veremediği olabilirdi, bunun cevabını bir türlü bulamazdım. Kuran harflerini okuyamadığı için falakaya yatırılan çocuğun hikâyesini onun ağzından kaç kere dinlediğimi hatırlamıyorum. Din derslerimizin sonu hep o klasik “demek ki neymiş” sonuç repliği ile biter, dinin toplumu ve bireyi ne denli geriye götürdüğü kapanış cümlesiyle sona ererdi. Sonradan anladım ki bu adamlar o dönemin özel yetkiyle donatılmış

Şiir, Ölüme Hazırlıktır

Hüseyin Akın
Şiir, Ölüme Hazırlıktır   Şiirle hiç ilgisi olmayan bol politik malumat sahibi ortamlarda söz kazaen de olsa edebiyat ve şiirden açıldığında, eleştiriden ilk nasibini alan her zaman şairler olur.   Çoğunluğu yüksek mektepli ve kendini her konunun entelektüeli gören bu kişilere göre şairler anlaşılmaz, karmaşık ve asap bozucudurlar. Gerçi onlar şairlerin asap bozucu olduğunu öyle direk söylemeseler de yüzlerindeki öfkeden, kullandıkları kelimelerin tonlamalarından bu ifadeyi okumak hiç zor değildir.   Şair yazdıkları ve konuştukları itibariyle bu karnı tok sırtı pek mahalle entelektüellerini vasatın üzerine çıkmaya itekleyip zorladığından sevimsiz ve sinir bozucudur.   Düşünceleri kolay lokmalar gibi sindirmeye alışkın bu kişiler şairin dünyayı derinden anlamaya yönelik teklifini kendileri

Dindarlar Müslümanlaşmalı

Hüseyin Akın
Kırdan kente geçişle birlikte sadece toprak asfalta, ahşap betona dönüşmedi, içeriğini tabiattan alan sessizlik de bozuldu.  Kent güzelliğin uykusuna yatan değil tartışmayı başlatandır artık. Bütün hesaplarınızı kente dair yapmak durumundasınızdır. Kırdaki hesap ne yapsanız kenttekine uymaz. En büyük tartışma da bu yüzden din üzerinde patlak vermiştir. Kırsalda din hayatın bağrında içkindir ve kolay kolay söze indirgenmez. Kırsal hayatın tartışma yaratır bir veçhesi olmadığı için her şey ilk yaşandığı gibi sabit ve yerli yerindedir. Her oluş, duyuş ve nesneye ilk temas kurulduğunda ne ad verilmişse o odur. Bilgisizliği cehaletten ümmiliğe tahvil eden fıtri özellikler hâlâ yerinde kaimdir. Cebrail’in işaret ettiği kelam-ı kadimle Mikail’in tesis ettiği tabiat ayetleri ortak bir dil olup yer

Ey Türk ihtiyarlığı!

Hüseyin Akın
Ey Türk ihtiyarlığı!   İsmet Özel bir zamanlar 'Türkiye'nin gençleri yoktur, çünkü bu ülkede ihtiyar kalmadı" demişti. Bu söz üzerinde çok düşünülmüş ve çok söz söylenmişti. Nüfusunun çok önemli bir kısmı gençlerden oluşan bir ülkenin gençlerinin yok olduğunu söylemek kimileri için hiç anlaşılır bir şey değildi.   Burası Türkiye ve bir şeyin bütün buut ve boyutlarıyla anlaşılması için üzerinden makul bir süre geçmesi gerekiyor. Çünkü olaylar iddia ve söylemleri doğrulayıp yalanlıyorlar. Bugün olanlar dün söylenenlerin ispatı gibi. Hiç kuşkusuz İsmet Özel biyolojik anlamda bir gençlikten ya da ihtiyarlıktan bahsetmiyor. Anlatmak istediği niteliksel bir şey. Gençlerimiz gençliklerini ihtiyarlara devretmiş. Geçmişe dair kültürel birikimi muhafaza edebilecek nitelikte muhafazakâr -tutucu-ihtiy

İçimizdeki Kitabı Kim Susturdu?

Hüseyin Akın
İçimizdeki kitabı kim susturdu?    Hep beraber konuşacağınıza teker teker susun ki herkes ne dediğinizi anlasın. Konuşmanın konudan firar ettiği zamanlarda yaşıyoruz. Düşüncelerimiz düşten yoksun. Ne çok gerçeklerin kollarına kendimizi bırakmaya meyilliyiz. Ah o gerçekler değil mi rüyalarımızı yarıda kesip hayallerimizi gözlerden düşüren. Öyle diyordu bir bilge: 'gözünüzü kapayın ki hakikati daha net göresiniz'.   Şimdi tam da gözlerimizi kapayarak hakikati görebilme vakti. Kim gözünü kaparsa kendi odasında kendisiyle yüzleşir. Oysa 'aynada iskeletini görmeye kadar varan kaç kişi var şunun şurasında?' Aynaya bakmanın cesaret gerektirdiği günlerde yaşıyoruz. Yüzümüzü teşhis kalbimizi tashih edecek bir ayna gerekli bize. Bu gerçeği bir göz açıp kapama mesafesinde öğrendik.   Evet, sussak her