Pazar, Mayıs 26

Kıssalar

Üç Karınca ve Kalem

Kıssalar
Üç Karınca ve Kalem     Bir gün bir karınca bir kâğıdın üzerinde duran kale­mi gördü. Kalemin nasıl yazı yazdığını görünce ona hayran kaldı. Gidip diğer karıncalara “Kalem, kağıdı fesleğen, susam ve gül bahçeleri haline getirdi.” diye marife­tini anlattı.   Bunun üzerine ikinci karınca: 'Hayır! O resimleri çizen, kağıdı gül bahçelerine çeviren kalem değil, onu tutan parmaklardır, kalem sadece bir araç.' dedi.   Üçüncü karınca söze karıştı: 'Hayır ikinizde bilemediniz! Bütün bu güzellikleri gerçekleştiren koldur; ancak parmaklar onun gücüyle kalemi, kavrayıp süsler meydana getirdi.dedi.   Bu işin doğrusunu öğrenmek için bilgili bir karıncaya başvurdular. Bilge karınca da şöyle dedi:   'Tüm bu yetenekleri sergileyen sadece beden değildir, Aslında beden uykudadır ve ölüdür. Beden elbise ve s

Eğitim mi Önemli, Cibilliyet mi ?

Kıssalar
Eğitim mi Önemli, Cibilliyet mi ?Padişah vezire sormuş; - Vezir ! demiş.- Eğitim mi önemli ? Cibilliyet (soy, sop, nesep) mi ? Vezir düşünmeden cevap vermiş, - Cibilliyet padişahım ! Padişah memleketin dört bir yanında tellallara çağrı yaptırmış,"Duyduk duymadık demeyin ! En iyi hayvan eğiticisine yüz kese altın !"En iyi hayvan eğiticisi padişahın karşısına çıkartılmış; Padişah hayvan eğiticisine sormuş;- Bir kediye tepsiyle servis yapmayı ne kadar zamanda öğretebilirsin ? - Altı ayda öğretirim padişahım demiş eğitici...Altı ay süre geçtikten sonra eğitici huzura alınmış. sormuş padişah; - Eğittin mi ? - Evet padişahım eğittim öğrettim demiş eğitmen.Saray erkanı toplanmış; kedi elinde tepsiyle servis yapmaya başlamış. Tam vezirin önüne gelmiş padişah yine sormuş vezire, - Vezir ! demiş, eğ

Kabirdeki Şahıs Kalksa

Kıssalar
Kabirdeki Şahıs Kalksa Evliyanın biri talebeleriyle beraber bir sohbetten dönerken, bir kabristanın yanından geçiyorlarmış. O veli zat bir kabri işaret ederek talebelere sormuş. "şimdi su kabirde yatan şahıs kalksa ,sizce neler yapar?" Talebeler en basta şaşırmış ancak herkes kendine ait fikri beyan etmiş. Kimisi "devamlı namaz kılar" demiş , kimisi "devamlı oruç tutar " demiş, kimisi "bütün malvarlığını Allah yolunda sarf edip, sadaka verir" demiş, kimisi de hemen hacca gider ve asla günahlara girmez" demiş..... Talebelerin fikirleri hep bu minvaldeymiş. O veli zat tebessümle karşılık verip "elbette hepinizin dediği doğru, şu anda o kabirdeki kimse dirilse namazlarını, oruçlarını ve diğer ibadetlerini daha hassas şekilde yapmaya gayret eder." ve devam etmiş " o şahsin tekrar dirilme, bura

Hayatın Anlamı

Kıssalar
Eski zamanlarin birinde bir adam hayatin anlaminin ne olduguna takmis kafayi..Buldugu hiçbir cevap ona yeterli gelmemis ve baskalarina sormaya kararvermis..Ama aldigi cevaplarda ona yetmemis.Fakat mutlaka bir cevabi olmalidiyormus..Ve dolasip herkese bunu sormaya karar vermis.. Köy,kasaba,ülke dolasmis bu arada zamanda durmuyor tabiki ...Tam umudunu yitirmisken bir köyde konustugu insanlar ona-Su karsi ki daglari görüyormusun,orada yasli bir bilge yasar istersen ona git belki o sana aradigin cevabi verebilir. " demisler.Çok zorlu bir yolculuk sonunda Bilgenin yasadigi eve ulasmis adam. Kapidaniçeri girmis ve bilgeye Hayatin anlaminin ne oldugunu somus ..Bilge sana bunun cevabini söylerim ama önce bir sinavdan geçmen gerekiyordemis ...Adam kabul etmis..Bilge bir çay kasigi vermis adamin eli

Ben Onun Kim Olduğunu Biliyorum

Kıssalar
Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler, yaşlı adamı hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olupolmadığını inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı adam huzursuzlanmış ve acelesi olduğunu, tetkik istemediğini söylemiş.Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar. Adamcağız da: "Karım huzur evinde kalıyor, her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum." demiş."Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde." Demiş bir hemşire. Adam üzgün bir ifade ile "Ne yazık ki karım alzheimer hastası ve benim kim olduğumu

Kabağın Sahibi

Kıssalar
Vaktiyle bir derviş, nefsi ile mücadelenin, bundan sonra her türlü süsten,gösterişten arınarak, varlıktan vazgeçecektir.Fakat iş yamalı bir hırka giymekle olmamaktadır.Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir...Saç, sakal, bıyık, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder,soluğu berberde alır.Berberden kendisini traş etmesini ister.Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynadan durumu izlemektedir. Basının bir kısmı tamamen kazınmıştır.Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mıbıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başınınkazınmış kısmına okkalı bir tokat atar ve şaklabanlık yaparak: "Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!"diye kükrer.Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz olması gerektir. Kaideyi

Zalimi Allah’a Havale Etti

Kıssalar
Erzurum'un büyük velîsi İbrahim Hakkı (k.s.) hazretlerini çocukken İsmâil Fakîrullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakîrullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı: -Çekil bakayım önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri... Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve: -Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya

Gurura Karşı İlaç

Kıssalar
Gurura Karşı İlaç Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu su kabı) sırtına yüklenmiş Medine'nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:   - Baba sen ne yapıyorsun koskoca halife sırtında kırba taşır mı taşıtacak kimse mi bulamadın?   - Oğlum bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya   başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu kendimi beğenir gibi oldum sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum.  

Bir Musibet Bin Nasihattan Yeğdir

Kıssalar
Kumandanlarından biri bir zafer dönüşü Halife Hz. Ömer'in huzuruna çıktı. Yanında kısa boylu, tıknaz biri bulunuyordu.  Hz. Ömer "Bu kim?" diye sordu.  Kumandan anlattı: "Efendim bu benim sağ kolumdur. Hangi görevi verdimse başarı ile tamamladı. En gizli haberleri yerine ulaştırdı. Bazen bir orduya bedel hizmet gördü. Zaferlerimi onun sayesinde kazandım diyebilirim."  Aradan zaman geçti, aynı kumandan halifenin huzuruna yeniden çıktı. Ama mağlup bir kumandan olarak Halife sordu:  - Hani sağ kolun nerede?  - Sormayın ya Ömer, ihanet etti, düşman tarafına geçti.  Hz. Ömer bu defa konuştu:  - Allah'tan başka hiç kimseye dayanmamak gerektiğini geçen sefer söyleyecektim vazgeçtim. Bir musibet bin nasihattan yeğdir diye düşündüm.

Cennet Köşkü

Kıssalar
   Halife Harun Reşid döneminin ermişlerinden Behlül Dana bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer birşey yapıyordu Bunu Harun Reşidin hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu Behlül: - Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı: - Bu köşkü bana satar mısın? - İsterseniz satarım - Kaç paraya satarsın? - Sana bir akçeye veririm Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı Harun Reşid ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler Zübeyde lüks bir köşkte oturuyordu Harun Reşid sordu: - Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun? - Dün bir akçeye Behlül'den satın almıştım Sabah oldu, hükümdar hemen Behlül'ü çağırttı - Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi - Olur, yaparım, dedi Beh