Çarşamba, Mayıs 22

101 Kıssa

İyilikte Israr

101 Kıssa
İyilikte Israr Hazreti Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimize, - Ya Resulullah, sen Hz. Ali’yi (r.a.) çok seversin bunun sebebi nedir? Diye sordular. - Efendimiz buyurdu: - Anlamak mı istersiniz? Peki, çağırtın gelsin. Daha iyi anlarsınız o zaman. Hz. Ali’yi çağırmaya adam gönderildi. Peygamberi­miz çevresindekilere: - O geledursun, dedi ben size bir şey sorayım: Siz bi­risine iyilik etseniz, o da tutsa size kötülük etse ne ya­parsınız? - Yine iyilik ederiz, dediler. - Ya o yine kötülük ederse? - Yine iyilik yapmaya bakarız. - Ya yine kötülükte devam ederse? Çevresindekiler başlarını yere indirip cevap vermedi­ler. O sırada Hz. Ali gelmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) aynı soruyu ona da sordu ve bu soruyu yedi kere tekrarladı. Hz. Ali hep, “ben yine iyilik ederim” diye cevap veriyor­d

Hayırsever Adam ile Terbiyeli Çocuk

101 Kıssa
Hayırsever Adam ile Terbiyeli Çocuk Kıtlık yaşanan bir şehirde zengin ve hayırsever bir adam vardı. Şehrin en fakir ailelerine mensup kırk ço­cuğu evine getirtti ve onlara dedi ki; “Bakınız, burada kaç çocuk iseniz şu sepetin içinde o kadar da ekmek var. Her biriniz bir tane alabilirsiniz. Üstelik yalnız bu­gün değil, kıtlık geçip, Cenab-ı Hak iyi günler nasip edinceye kadar, her gün aynı saatte gelip buradan birer ekmek alabilirsiniz. “ Zengin adam henüz sözlerini bitirmemişti ki, bunu duyan çocuklar derhal sepetin üzerine atıldılar. Her biri, en büyük ekmeği kapma yarışı içinde, birbirleri ile itişip kakışarak birer ekmek alıp, hayırsever ada­ma teşekkür bile etmeden hızla savuşup gittiler. Yalnız üzerindeki elbisesi yırtık pırtık, fakat son derece temiz olan Abdullah isimli çocuk, d

En Büyük Ders

101 Kıssa
En Büyük Ders Beyazid’i Bestami Hazretleri büyük velilerdendi. Allah’ın sevgisini kazanmıştı. Allah’ın izni ile hayvanlara dahi sözünü geçirebiliyordu. Günlerden bir gün değirmenden evine dönerken, ormanda yaşlı bir kadına rastladı. Yaşlı kadının sırtında dolu bir un çuvalı vardı. Yükü ağırdı. Oflaya puflaya ta­şımaya çalışıyor, buram buram terliyordu. Yaşlı kadının haline acıyan Beyazid-i Bestami hazret­leri, ormanda kükreyerek dolaşan aslana emretti; ”Ey aslan Allah’ın izniyle buraya gel !” Aslan uysal bir kedi gibi yaklaştı. Büyük velinin yanına sokuldu. Bacaklarına sürtünmeye başladı. Beyazid-i Bestami, ihtiyar kadının sırtındaki çuvalı alıp aslana yükledi. Birlikte köye dön­meye başladılar. Yolda Beyazid-i Bestami yaşlı kadına; ”Köye döndüğünde sana soracaklar, yolda kime rastla­

Nezakatin Mükâfatı

101 Kıssa
Nezakatin Mükâfatı Bir gün Florida’da fakir bir üniversite öğrencisi, ayak­kabılarını boyatmak için bir boyacı dükkânına girdi. Ayakkabılarını boyatırken canı bir sigara içmek istedi. Cebinden sigara kutusunu çıkardıktan sonra, yanı ba­şında oturan yaşlı bir kadına dönerek nazik bir şekil­de; ”Affedersiniz… Sigara sizi rahatsız eder mi, içmeme müsaade eder misiniz?” diye sordu. İhtiyar kadın siga­radan rahatsız olmayacağını söyledi. Genç üniversiteli rahatça sigarasını içti. İhtiyar kadın giderken gencin ismini sordu ve nere­de okuduğunu öğrendi. Genç üniversiteli birkaç gün sonra bu kadından bir mektup aldı. Zarfın içinde on bin dolarlık bir çek ve bir de kâğıt vardı. Kâğıtta şu yazılı idi. ” Birinci dünya harbinden beri başkalarının hakla­rına hürmet eden nazik insanlar kalmadı zann

Boa Yılanı ile Oğlak

101 Kıssa
Boa Yılanı ile Oğlak Paris’te hayvanat bahçesindeki boa yılanlarına on, on beş günde bir canlı oğlak verilirmiş. Koca yılanın oğ­lağı nasıl yutacağını görmek için, o günlerde kafeslerin önü meraklı seyircilerle dolarmış. Yine bir gün bu durumu görmek için halk bir kafesin önüne yığılır. Oğlağı içeriye salıverirler. Boa yılanı başı­nı diker, korkunç ağzını açar, avının üzerine yürür. Ama şaşılacak şey, oğlakta ne titreme ne bir haykırma, hiç korku belirtisi yok. Oğlak sırtını kafesin uygun bir yeri­ne vererek, kendini koruyucu bir durum alır, düşmanını bekler. Boa yılanı çatallı dilini oynata oynata yaklaşınca çevik oğlak gerilir gerilmez düşmanının avurduna hız­lı bir boynuz yerleştirir. Koca yılan şaşkın bir durumda geri çekilir. Avının karşısında bir süre onu süzdükten sonra ikinci sa

Elmanın Bedeli

101 Kıssa
Elmanın Bedeli İmam-ı Azam’ın asıl adı Numan bin Sabit’tir. Yani, Sabit’in oğlu Numan. Babası Sabit Efendi’nin hikâyesi, İmam’ı Azam’ın nasıl bir anne babanın ellerinde, nasıl bir atmosferde büyüdüğünü göstermesi bakımından çok anlamlıdır. Sabit Efendi, gençlik yıllarında bir gün abdest almak üzere bir derenin kenarına gelmiş kollarını sıvamıştı. Tam abdest almaya başlayacaktı ki, kızarmış bir elma­nın, derenin sularında kendisine doğru yaklaşmakta olduğunu fark etti. O anda düşünmeden elmayı aldı, üzerini silerek ağzına götürdü ve ısırdı. Henüz kopar­mamıştı, yalnızca birkaç damla elma suyunun tadını aldığında birden irkilerek yemekten vazgeçti. Kendi kendine; “Ben ne yapıyorum?” Dedi. “Bana ait olma­yan bir elmayı nasıl yiyebilirim?”. Elmayı derhal ağzın­dan çıkardı, ama birkaç damla

Birliğin Önemi

101 Kıssa
Birliğin Önemi Bir aslan, dört öküzün otladığı bir çayıra gelmiş, öküzleri epeyce bir süre takip etmiş, birçok defa onlara hücum etmek istemiş, ama bir türlü isteğini yerine ge­tirememişti. Çünkü öküzler dışarıdan gelecek bir teh­likeye karşı hazırlıklıymışlar. Çayırın sakinleri, sırt sırta vererek boynuzları dışarı gelecek şekilde otlayarak, gü­ven içinde hayatlarını sürdürmekteydiler. Aslan, kaç kere hücuma teşebbüs etmişse de, hep bu uçları ok gibi sivri boynuzlarla karşılaşmış. Bunun için de, hücumundan vazgeçip geri dönmek zorunda kalmıştı. Nihayet bir gün öküzlerin dostluğu bozulmuş. Ara­larında müthiş bir kavga başlamış. Birbirleriyle dövüş­müş, boğuşmuş, boynuzlaşmış ve sonunda da birbir­lerinden ayrılmışlar, her biri çayırın başka bir köşesine çekilerek tek başlarına otlamay

Baba Nasihatı

101 Kıssa
Baba Nasihatı Sahabe-i Kiramın büyüklerinden olan Kays İbn-i Asım, ölümünden önce bütün çocuklarını toplayarak onlara şu nasihatte bulundu: - Her şeyden önce Allah’ı gücendirmekten sakınınız. - Büyüklerinize saygılı olunuz. - Malı, şerefinizi korumak ve iyilik yapmak için kaza­nınız. Daha sonra da beraberinde getirmiş olduğu birbirine bağlı otuz oku çocuklarına vererek “bunu kırınız” dedi. Evlatlar toplu halde bunları kıramayınca, okları çözüp dağıttı. Bu defa; teker teker verip kırmalarını isteyince, çocuklar bunları kolayca kırdılar. Bunun üzerine çocuk­larına hitaben; “İşte siz de böylesiniz. Toplu olursanız kırılmaz ve yıkılmazsınız. Bölünürseniz zayıflar, yok olur gidersiniz. ” dedi.

Karıncadan Alınan Ders

101 Kıssa
  Karıncadan Alınan Ders Hafızlığa çalışan bir öğrenci derslerini yapamıyor, öğrendiklerini bir türlü ezberinde tutamıyordu. Bıkmış usanmıştı, sonunda köyüne kaçmaya karar verdi. Uzakta olan köyüne giderken bir ara yorulduğu için bir taşın üstüne oturup dinlenmeye koyuldu. Bir de ne görsün. Bir karınca kaygan dik bir kaya parçasından yu­karıya doğru tırmanıyor. Tam tırmanışa geçince geriye doğru yuvarlanarak düşüyor, tekrar başlıyor, yine düşü­yordu. Karıncanın bu hali öğrencinin dikkatini çekti. Say­dı, tam yirmi dokuz defa yuvarlanan karınca, otuzuncu seferde tırmanıp kayanın tepesine çıkmayı başardı. O anda öğrencinin beyninde şimşekler çaktı. “Ben karınca kadar da mı olamayacağım? Ben de bir ayeti yirmi dokuz defa okur ezberleyemez isem, otuzuncuda ezberlerim.” Diye düşünerek geri d

Demircinin Duası

101 Kıssa
Demircinin Duası Horasan Valisi Abdullah Bin Tahir çok adil idi. Askerle­ri birkaç hırsızı yakaladı. İçlerinde bir de demirci vardı. O kaçmıştı. Çünkü suçsuzdu. Fakat onu da Nişabur’da yakalayıp zindana attılar. Demirci abdest alıp iki rekât namaz kıldı. Ellerini açıp; ”Ya Rabbim, günahım olma­dığını ancak sen biliyorsun. Beni zindandan ancak sen kurtarabilirsin. ” Diye dua etti. O gece vali bir rüya gördü. Rüyasında valiye dört kişi gelip tacını, tahtını, alt üst etmişti. Vali uyandı. Çok ra­hatsız olmuştu. Hapishane müdürünü çağırdı. “Hapiste bir mazlum mu var?” diye sordu. Müdür, “Bilmem, yal­nız biri var, namaz kılıp gözyaşları ile dua ediyor” dedi. Vali hemen o demirciyi çağırtıp özür diledi, helalleşti ve bin gümüş para hediye etti. “Bir dileğin olur ise bana gel” dedi. Demirci;