Adil Ekonomik Düzen

12 Mart 2012 0 Yazar: Ayetullah Coşkun
10 Okunma

Süleyman Karagülle 1928 yılında Artvin-Borçka’da doğdu. 1955 yılında İTÜ’den elektrik yüksek mühendisi olarak mezun oldu. On dört yıl süren kamu hizmetlerinden, çalışmalarını bağımsız olarak yürütebilmek amacıyla ayrıldı. 1967 yılında Akevler Kooperatifini kurdu. MNP ve MSP’nin İzmir ve Ege Bölgesi kuruluş çalışmalarına katkıda bulundu. Akevler Dergisi, Gurbet Dergisi, Tekyol Dergisi, Millî Gazete ve Zaman’da günlük yazıları ve yüz kadar makalesi yayımlandı. Yazarın yayımlanmış eserleri: İslâmiyet ve Ekonomik Doktrinler, İslâmiyet ve Günümüzün Meseleleri, İslâm’da Denge I/Para,Alternatif Faizsiz Banka. Ayrıca on kişilik bir ekiple meydana getirdiği “Faizsiz Yeni Bir Banka Modeli (1987-İSAV)” isimli bir kitabı neşrolunmuştur. İSLAM Devlet-Dünya DÜZENİ adlı kitabı hem sol hemde sağ cenahta büyük yankı uyandırmıştır.

Süleyman Karagülle Adil Ekonomik Düzeni şöyle anlatıyor:

Bugün dünyada merkezî tekel ekonomi vardır; karşılıksız kağıt para ile dünyayı sömürmektedirler. İnsanlar işsiz, insanlar aç, insanlar sefalet ve sefahat peşinde. Ekonominin bozuk olmasından dolayı sosyal yapı da çöküyor. Zina, rüşvet, anarşi diz boyu…

Bunun için önce “ekonomik düzen” düzene ve istikrara sokulmalıdır…

Sonra da diğer “siyasî, ilmî ve ahlâkî düzen”in yola girmesi için çalışılmalıdır…

Ekonomik düzenin kanı paradır, kalbi bankalardır. Para karşılıklı yani karşılığı olan para hâline getirildiğinde ekonomi düzelmiş olur. Parayı merkez bankaları basmamalıdır. Bankalar mevcut parayı faizsiz kredilerle işletmelidir.

O halde sorun paranın mal karşılığı basılması mekanizmasıdır.

Eğer biz parayı karşılığı olan para olarak çıkarırsak kan kanseri ortadan kalkar. Karşılıksız para kanser hücreleri gibidir. Kanın temiz olması yeterli değildir. Elbette kalbin de yani bankaların da temiz çalışması gerekir. Bunun için de “FAİZ” kalkmalıdır. Gelen kan aynen geri gitmelidir. Yoksa kalpte tıkanma olur ve hayat son bulur.

Paranın karşılıklı olması için çok basit bir usul vardır. Halk ürettiklerini ambara götürüp koyar. Halkın eline “belge” verirsiniz. Bu belge mal demektir. Bu belgenin karşılığında ambarda mal var demektir. Kişi bu belgeyi bankaya verir. İşte banka da buna karşılık parayı borç olarak üreticiye verir. Böylece para çıkmış olur, ambardaki mal karşılığı çıkmış olur. Sonra bu borsaya gider, başkaları mal belgesini satın alır, ambara gider, malı çeker ve kullanır. Ona malı satan da bankadan gider mal senedini kredi olarak alır ve kullanır.

Sonuç olarak bankada bulunan senet kadar para piyasaya çıkmış olur. Bunlar para olarak dolaşır. Senetlerin bir kısmı borsada alınıp satılır, bir kısmı bankada bekletilir, onların yerine para dolaşır. Paranın miktarı halkın arzusuna bağlıdır. Piyasada senet pahalı ise satıcılar piyasaya alıcılar bankaya gideceklerdir. Senet satılmayacağı için değeri düşecektir. Aksi halde ise halk yani insanlar bankaya değil de piyasaya gideceklerdir. Böylece “denge” kurulmuş olacaktır.

Daha açık ifade etmek isterim.

Mal belgesini alan kişi belgeyi bankaya götürür, parayı oradan kredi olarak alır ya da borsaya gider satar. Her mal belgesinin iki çeşit fiyatı vardır. Borsada satış fiyatı var. Bankada ise kredileşme fiyatı var. Hangisinde eline çok para geçecekse onu yapar. Satış fiyatı azsa bankaya gider. Alıcı ise tersini yapar. O borsaya gider. Bankaya giden bankada fiyatı düşürür, borsaya giden fiyat yükseltir, böylece dengeye gelir.

Buradaki sorunlar şöyledir:

Bir mal belgesinin bankadaki kredi fiyatını nasıl tesbit edeceğiz?

Piyasadaki mal belgesinin satış fiyatı nasıl belirlenecek?

Erbakan bunu soranlara; âlimler bunu ilim yoluyla tesbit edeceklerdir demiştir.

Ben size Akevler çalışmasının ürettiği formülü vermiş olacağım. Bu formülü açıklamam zordur ama siz matematikçi ekonomistlerle tartışırsanız size anlatabilirler.

F = (1+Miktar) / (1+2*Miktar) * İlk Fiyat
Mal artarsa bölen çoğalır fiyat düşer, azalırsa bölen küçülür fiyat artar.

Yorum sizin…